GYV basın toplantısı: ‘Hukukun üstünlüğünde ittifak şart’

Bugünkü Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı basın toplantısından:

İki polis bir jandarma ile terör örgütü ilan ederiz iddialarının olduğu süreçte bu hizmetle en ufak bir kaygımızın olmadığının altını çizeriz.

Ülkede hepimizin sorumluğu medyamızın sorumluğu çoktur. İdarecilerin sorumlulukları fevkalade önemlidir. Her söz cümle ülkenin bütünlüğü kendi bindiğimiz gemiyi batırmaktan farkı yoktur.

Aslında yolsuzluk operasyonundan sonra yargıya müdahale, emniyet ve yargı mensuplarının yerinin değiştirilmesi, siyasi dilin kutuplaşması, öteleşmesi kamplaştırması bizim açımızdan endişe verici kaygı verici fırsat bekleyenlere altın tepsi içinde fırsat sunmaktır.

Ne olursa olsun bu ülkede hukukun üstünlüğü konusunda ittifak etmek zorundayız. Yargının hatalarını yargıyla çözmek zorundayız. Hukuku askıya aldığınız ülkede ifade özgürlüğünüz gider. Mahrumiyet, can güvenliğiniz gider. Toplumsal uzlaşı ve barış tehlikeye girer. Toplumsal barışta yöneticilerin duyarlı olmalıdır. Hukuk çevresinde kalmak şartıyla devlet bünyemizin içinde ur telaki eden yapı varsa bütün delilleriyle hukuk çevresinde üzerine gidilmeli. Ancak elde bir delil bir isnat edilecek belge olmadan bir kitleyi itham etmek milyonlarca sevgilisi olan bir hareketi çeteyle örgütle itham etmek ve yine yapılan bütün çalışmaları görmezden gelerek yanlış tarihi referans vermek tehlikeli ve endişe vericidir.’

Soru ve cevaplar ise şöyle:

17 Aralık’tan bugüne kadar yaşadığımız süreçte hizmetin bir rolü olmadığını iftira olduğunu söylediniz. Dışardan baktığınızda yaşadığımız bir baş döndüren olaylar silsilesi var. Sizce ne oluyor?

17 Aralık yolsuzluk operasyonu yapılıp yargıya intikal etseydi, zanlılar normal prosedür içinde yargılama devam etseydi bu ülke AK Parti iktidarında Ergenekon ve Balyoz süreci yaşandı. O süreçte böyle bir kriz yaşandı. Eksiğiyle kusuruyla yargı işleyebilseydi bunu yaşamazdık. Hukuk kendi kriterleri içinde işlerken bir müdahale konusu olmadan emniyet yargı vazifesini yapabilseydi hukuk askıya alınmasaydı bugün bu denli kaygılı hissetmeyecektik.

Hizmet bütün gücünü hukuktan şeffaflıktan almaktadır. Siz gönüllü bir kuruluşsunuz. Kimseye bir şey vaat etmiyorsunuz. İnsanlık için hizmet ediyor onlardan bir şey istemiyorsunuz. Almak üzerine değil vermek üzerine işler. Vermek üzerine işleyen bir çete gördünüz mü hiç. Depremzedelerin yardımına koşan, dünyanın birçok ülkesinde okul açan, eğitim kurumları açan bir çete gördünüz mü? Buna çete denemiyorsa neye çete denir bunun açıklanması lazım? Kastettiğimiz şunlardır, şu insanlardır demezseniz doğru olmaz?

Ses kayıtları düştü, sizin ifade ettiğiniz gibi olumsuzluk teşkil edecek bir şey yoktur. Bunu ya güvenlik güçleri yâda illegal bir yapı dinledi. Devamlı hizmet hareketi itham altında bırakıldı. Dünkü ses kaydıyla ortaya çıktı ki bunu hizmete de yaptılar. Bu suç değil mi?

Malum hizmetin değişik zaman ve zeminlerde maruz kaldığı iftiralar oldu. Yargıya intikal edenler beraat etti. Özellikle siyaset alanında kaset skandalı ilgisinin olması söz konusu değil. Kasetler siyasetçiler etrafında dönüyor. Zemini kaybedenler başka bir alan açıyorlar. Hizmet bir parti kurmama ya da bir partinin içinde ya da dışında olmamayı deklare etmiştir. Siyasiler etrafında cereyan edenler arasında ne gibi bir gayesi olabilir. Maalesef bu algı üzerinden yıpratma etkisizleştirme gayretleri dün de oldu bugün de olmuştur. Muhtemelen hizmete karşı bir psikolojik hareket oluşturulmaktadır. Gülen çetenin başı insanlar onunla konuşuyor görüşüyorlar. Gülen ile görüşmeyi konuşmayı birçok gazeteci arkadaş yaptı. İş dünyasından yaptı. Bu ses kayıtlarını dinlediğinizi de Gülen ile oturup konuşanlar suçlu algısı oluşturuluyor. Bunu devlet gücünde birisi yapmıştır bunu devlet bulmak zorundadır.

Avukat: Kişilik hakları düzenlemeleri bulunmaktadır. Hoca efendinin avukatları gerekli başvuruyu yapacak. İllegal dinlemenin cezai yaptırımları olduğu kanunlarımızda var.

Yolsuzluk operasyonları ile ilgili hizmet hareketinin bazı şeyleri üzerine aldığı yönünde söylemler var. İktidar tarafından. En direk söylenenleri üzerinize aldığınız söyleniyor. Yolsuzlukla hizmet neden bu kadar ilgileniyor? Ayrıca korkmuyor musunuz?

Şu anda bir soru içinde 22 tane soruya nasıl cevap vereceğiz bilemiyorum. Ama uzman birisine verelim sözü.

Cemal Bey: Şimdi ben sorularınıza direk cevap vermeden bir iki husus var onları paylaşalım. Kendisinin de söylediği gibi 160 ülkede faaliyet gösteren hizmetin huzur güven ve istikrara ihtiyaç duyuyor.

Talihsiz bir döneme şahitlik ediyoruz. Hoca Efendi hakkında açılan hukuk tarihinde görülmeyen tek kişilik silahsız terör örgütü davası var. Dünya tarihinde böyle bir davanın Nuh Mete Yüksel iddianamesinde o isnatlar bugünlerde o günlerin mağdurları isnatlar tekrarlanmaktadır. Tarihin ironik şekilde tecellisi.

Neden hizmet hareketi tartışmaların odağına oturtuluyor. 1965 yılında da rahmetli İsmet İnönü seçimi kaybedince beni Nurcular yıktı dedi. 1970’li yıllar geldi her taşın altından komünistler, faşistler çıkardı. Dönem dönem bu faturayı kesecek birileri aranıyor. Bu dönemde de bu hizmet hareketinin gibi anlaşılıyor. Genel anlamda buna irtica deniyordu, rağbet görmeyen kâğıt olunca yerine hizmet konuldu.

Hizmet savcıları yönetiyor mu? Böyle bir şey olamaz. Yargıda, orduda Hoca efendiye gönül vermiş insanlar olabilir. Kitapları 600 bin basılıyor. Böyle bir iddia varsa bu ortaya çıkarılmalıdır. Sabun kirlenmişse kendi kendini temizler. Hukuk kendi kendini temizler. Hukuka da güvenmiyorsanız neye güvenebilirsiniz.

Kasetler de isnattır başka bir şey değildir. Ortaya dökülmesi gayri hukuki ve gayri ahlakidir. Bunu kim yapıyorsa ortaya çıkarılmalıdır. Yakışıksız bir durumdur.

Hizmet hareketinin oy rengi. 30 Mart sonrası sonucu görürsünüz. Anketlerden görürsünüz.

Neden diğer cemaatler değil de hizmet üzerine alınıyor. Son 2 yıldır Mavi Marmara ile başlayan sabah, Star, Yenişafak gibi bazı gazeteler bunu gündeme getiriyor. Paralel yapı gibi. ABD ve İsrail ile ortak hareket gibi. Hocaefendi ortam gergindi yatıştırıcı bir rol üstlendi. O rolün siyasilerin de tavrıyla doğrulandığını gördük. Mavi Marmara’ya donanma eşlik edecek dedi. İsrail övülüyor gibi deniliyor. Masum insanların üstlerine gönderiyorsunuz. ABD ile kavga ederek bir yere gelinmez demek Amerikan uşaklığı olmuyor. Bir arada yaşama oluyor. Bir anda delil olmadan ABD uşağı oldu. Türkiye’nin menfaatlerini düşünmüyor deniliyor. Somut bir şekilde hizmet hareketinin ülke aleyhine yaptığı bir şey yoktur. Böyle bir şey yoktur. Ama tersine o kadar çok şey var ki. TUSKON, Türkçe olimpiyatları gibi çok olumlu şeyler vardır. 1 milyon 200 bin satan bir gazete var. Kürt sorununa karşı olduğu söyleniyor. Bunu nereden çıkarıyorlar anlamak mümkün değildir. Kürtçenin devlet okullarında okutulmasını teklif etti. Gülen Kürtçenin insan hakkı olduğunu beyan etti. Barış olursa orada okul açacaktır. Oslo görüşmesi sızınca başbakan PKK yaptı demişti. Şimdi hizmet hareketinin üzerine atıyor. Onlar olmamış gibi MİT, KCK sanki başbakan KCK tutuklamalarına destek olmamış gibi manipülasyon yapıyor. Hizmet hareketi Abant, GYV ile sorunun çözülmesi için gayret ediyor. Hizmet hareketi Kürt, Alevilik sorunu gibi tüm sorunların çözümü için çaba sarf ediyor. Herkesin hesap sorabildiği denetimin tam olduğu ülkede ülkeyi ele geçirseniz de işe yaramayacak. Bugün bunu savunmayanlara niyetiniz nedir diye sormak gerekir.

Dinlemelerle ilgili suç unsuru olacak bir durum olmadığını görüyorum.

Normal dinlediğinizde laboratuvarlarda  analizleri yapılmamış. Analize ihtiyacı var.

Didişme AK Parti ile Hizmet hareketinin başlangıç noktası nedir?

Hizmet partilerle ilişkilerin ilkesel yürüttü. 2010 referandum sonrasında Kopenhag kriterleri yerine Ankara kriterlerini temel alındığında endişelerimizi dile getirdik. Bu açıklamaları gündeme getirme siyasi partinin 7 yıldan beri alışageldiği desteğin bazı karşısında çizgi alması sıkıntıya sokmuş olabilir. Biz ülkenin menfaati ile AK Parti’nin yaptıklarının takdiri ile birlikte yapılacakları söyledik. Başarılı görülen 6-7 yılı hukukun üstünlüğü ve AB sürecinde kazandık. Bu kazanımlardan uzaklaşılmamalıdır. Hizmete yakın insanların tasfiyesi bu huzursuzluğu daha açık hale getirdi. Sadece dershane değil kazanılan kazanımların kaybedilmemesi gerekiyor. AB’ye döndüğümüz yüzümüzü o cepheye doğru oraya doğru tevcih edildi. AK Parti’nin attığı adımlar o yönde. Bu sürecin yavaşlaması Şangay örgütüne girme mevcudiyeti Türkiye’nin kazanımları açısından endişeye sevk ediyor. Bu ülkede bizim özgürlüklerin artırılmasına ihtiyaç var. Bunun hukuk zemininde arayışa girmemiz gerekir bunun dışındakiler bizi meçhule sevk eder.

Başbakan açıklamalarında örgütün üst yönetimi ile masum insanları ayıracağız diyor ne düşünüyorsunuz?

Örgütün üstü varsa altı da var. Üstü sorumluysa altı da sorumludur. Yapının bir görüneni var bir de görünmeyeni var diyorsanız bunun da belgeye ihtiyaç var. Hukuk çerçevesinde bilgi ve belge ortaya sunmanız lazım.

Başka bir yardım kuruluşunun toplantısında sizinle ilgili suçlama yapıldı ne diyeceksiniz? Bayraktar’ın istifası çok dikkat çekti. Gizlice İstanbul’a geldiği ve fikrini değiştirdiği yönünde iddiaya ne diyeceksiniz?

Hayalin ucu çok açık. Siz bazı senaryoların içine sokmak isterseniz zorlanmazsınız. Asgari hukuk çerçevesinde bir şey söyleyecekseniz asgari hukuk şartlarına riayet edilmeli. Hizmet hakkında söylenenleri bilmiyorum. İfadelerin hepsini iddia, iftira töhmet olduğunu söyleyebiliriz. Bunu ifade etsinler yargıya müracaatların yapsınlar. Bunun ötesinde bir şey söyleyemeyiz.

Erdoğan Bayraktar’ın hizmetten birisiyle görüşmesi çok iyi bir senaryo. Uzun süre AK Parti’de görev yapan bir insanın arkadaşlarıyla ilgili fikrini söylemesi hizmetle bağdaştırmak insan ilişkilerine ters bir durumdur. Bir tespiti kamuoyu ile paylaşmanın vakti gelmiş. Şahin de bazı ifadeler kullandı. Abant’a iştirak ettiğinde paralel yapıdan en küçüğüne şahitlik etsem müsamaha etmezdim iftiradır sözlerini bir bakanın ağzından duymak manidardır. Bayraktar’ın sözlerini birilerinin yakıştırması olarak görüyorum.

 

 

Advertisements

About yavuzbaydar

Yavuz Baydar has been an award-winning Turkish journalist, whose professional activity spans nearly four decades. In December 2013, Baydar co-founded the independent media platform, P24, Punto24, to monitor the media sector of Turkey, as well as organizing surveys, and training workshops. Baydar wrote opinion columns, in Turkish, liberal daily Ozgur Dusunce and news site Haberdar, and in English, daily Today's Zaman, on domestic and foreign policy issues related to Turkey, and media matters, until all had to cease publications due to growing political oppression. Currently, he writes regular chronicles for Die Süddeutsche Zeitung, and opinion columns for the Arab Weekly, as well as analysis for Index on Censorship. Baydar blogs with the Huffington Post, sharing his his analysis and views on Turkish politics, the Middle East, Balkans, Europe, U.S-Turkish relations, human rights, free speech, press freedom, history, etc. His opinion articles appeared at the New York Times, the Guardian, El Pais, Svenska Dagbladet, and Al Jazeera English online. Turkey’s first news ombudsman, beginning at Milliyet daily in 1999, Baydar worked in the same role as reader representative until 2014. His work included reader complaints with content, and commentary on media ethics. Working in a tough professional climate had its costs: he was twice forced to leave his job, after his self-critical columns on journalistic flaws and fabricated news stories. Baydar worked as producer and news presenter in Swedish Radio &TV Corp. (SR) Stockholm, Sweden between 1979-1991; as correspondent for Scandinavia and Baltics for Turkish daily Cumhuriyet between 1980-1992, and the BBC World Service, in early 1990's. Returning to Turkey in 1994, he worked as reporter and ediytor for various outlets in print, as well as hosting debate porogrammes in public and private TV channels. Baydar studied informatics, cybernetics and, later, had his journalism ediucatiob in the University of Stockholm. Baydar served as president of the U.S. based International Organizaton of News Ombudsmen (ONO) in 2003. He was a Knight-Wallace Fellow at University of Michigan in 2004. Baydar was given the Special Award of the European Press Prize (EPP), for 'excellence in journalism', along with the Guardian and Der Spiegel in 2014. He won the Umbria Journalism Award in March 2014 and Caravella/Mare Nostrum Prize in 2015; both in Italy. Baydar completed an extensive research on self-censorship, corruption in media, and growing threats over journalism in Turkey as a Shorenstein Fellow at the Kennedy School of Government at Harvard.
This entry was posted in Turkey and tagged , , . Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s